Girlevik başka bir şelale .Munzur'un buz gibi karlarını
getiriyor yukarıdan.Dağ rüzgarını sırtına almış iniyor
aşağıya...
Keşiş dağlarına bakarak,tarlalardaki renk renk kır çiçekleri için durarak,
Çağlayan'a gittim...Köylerin içinden geçiliyor...Bir iki eski bir ev kalmış
Kenarda köşede.Tarlalarda hayvanlar ve toprakla haşır neşir olanlar
el sallıyor...
Şelaleye varınca dış dünya ile ilişkim kesildi...Su sesi,kulaklarıma doldu.
Su sesi herşeyden ayırdı beni...Dünyadan uzaklaştım.Söğüt ağaçlarının
yeşil dallarının altından şelalenin önüne dek koşarcasına yürüdüm...
Şelalenin önünde öylece dikildim...Kayalardan aşağı su türlü formlara
girerek, bembeyaz tül gibi yere iniyordu...
Bir boşluğa düştüm sanki...
Doğanın en çok hissettiğim motiflerden birisi önünde kendimden geçtim,
çakılıp kaldım.
Suyun devinimini düşünmeye başladım... Böyle coşkulu biçimde,
yüksekten düşen su, bir yerdedir bir gökte...
Bir müthiş devinim beni çok etkiler...
Hem değişik hallere girer hem arşıâlâya çıkıp yere iner...
Su kutsaldır benim için...
Yaşamın ta kendisidir...
İner çıkar ve gider...
Sürekli bir yerlere gider. Topraksız hiç yapamaz...
Hep onun yatağındadır. Sevgilinin yatağına düşmüş gibidir.
Hasretle aşkla kucaklaşırlar...
Lütfi ÖZGÜNAYDIN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder